Abdulhamid'in Kurtlarla Dansı I-II

O Yaşıyor.. 
Sultan II. Abdulhamid
(1842-1918)

Kitabı özetlemeye çalışacağımı söylediğimde sadece bir kitabın özetini yapabileceğimi düşünmüştüm. Yanılmışım. Abdulhamid'i anlatan bir kitabı özetlemek, Abdulhamid gibi bir şahsiyeti anlatabilmek için yazılanların sadece bir tekrarı olurdu. Bu nedenle kitabın bir yandan özetini vermeye çalışırken diğer yandan kişisel görüşlerimi ve Abdulhamid'i anlamak noktasında bende uyandırdığı duyguları aktarmaya çalıştım.

Bir kitapla bir dönemi anlamak ve açıklamak mümkün değilse de kitabın özetleyebildiği ve açılamaya çalıştığı şey; Tarihin sisli  koridorlarından kulağımıza fısıldanan bir dansın melodisi ve Cennet Mekan Sultan II. Abdulahmid'in 33 yıl nasıl bir maharetle "Kurtlarla" bu melodiyle dansı ettiği, hayatı boyunca İmparatorluğu ve tebâsını, bu melodinin "zehirli gürültüsünden" uzak tuttuğunu anlatma çabasıdır. Kitap,  II. Abdulhamid Han'ın dehasını, dışarıdan saldıran "Kurtlarla" içerideki "Çakalların" nasıl bir araya gelerek ülkeye ihanet içinde iş birliği ve güç birliği kurduklarını anlatır. 

Tarihçi olmadığımdan, yazarın hakkını yazara veriyor ve Mustafa Armağan'a sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Bu tarz çalışmaların, her zihinde uyandıracağı tablo farklı olacağından kitabın, yazarın kaleminden okunmasını tavsiye ediyorum.

Eğer okumaktan maksat öğrenmek ve anlamak ise.. Anlamı rakamlara boğulmuş tarihten hiçbir şey anlayamazsınız. Kronolojik olarak verilen bilgiler kuru ve anlamsızdır. Ezberlenir ve unutulur. Tozlu raflarda öylesine bakakalır. Onca  yaşanmışlık, tecrübe, alınacak dersler, çıkarılacak sonuçlar sessizce dağılır gider. Bu nedenle II. Abdülhamid, tarihte yaşamış bir Padişah'ın kır gece kırk gündüz klasik doğu masallarından öteye çok şey anlatır bize. Kitap sadece bir tarih kitabı değil aynı zamanda siyasi tarihimizde olanın bitenin gün yüzüne çıkmasını sağlayacak işaretleri taşıması, güncel politik tartışmaların anlaşılması, yüzyıllık kargaşanın nedenlerinin kavranmasını sağlayacak kaynaklara referans olması yönüyle de önemli.

Kitapta yazarın  "Abdulhamit kimdir?" sorusundan vazgeçerek, "Abdülhamid Nedir?" sorusuna cevap araması ve verdiği cevap çok manidar.." Abdulhamit Bir Fikirdir". Bana göre Abdülhamid için yapılacak en güzel tanım bu.

Abdulhamit bir fikir, felsefe, düşünce biçimidir. Hem de öyle bir fikir ki, kendisinden yüzyıl sonra gelecek nesillere liderlik yapabilecek niteliklere sahip bir fikir. Oysa Abdulhamit Han'ı bize onca yıl "Kızıl Sultan", "Evhamlı", "Müstebdit" ve onu aşağılayan lakaplar ve ünvanlarla tanıttılar. Bundan daha da beter olanı, bu yakıştırmaların , Abdulhamit'in onlara sunduğu çanaktan yemlenmiş olanlarca yapılmış olmasıdır.

Abdulhamit'in iktidarda olduğu 33 yılda (1876-1909) dünya, Avrupa ve İslam alemiyle olan ilişkilerimizin çok kritik ve sancılı bir dönemden geçmektedir. Bu dönemde sadece Osmanlı Devleti değil bütün dünya hızlı bir dönüşüm içindedir ve aynı zamanda Osmanlı'da ifadesini bulan coğrafyamız, medeniyetimiz toplumumuz için de keskin bir dönüm noktasıdır.

Anadolu'nun her karışı, Osmanlı Devleti, emperyalist güçlerce paylaşılma planları arasında. Hatta merkezinde. Tabir yerindeyse onlarca kurdun sofrasında bir kuzu, iştahları kabartan bir yerdedir. Sofrada bir devlet, Osmanlı Devleti ve bu devletin başında bir hakan, II. Abdulhamit. "Her yirmi dört saati bin muamma ile dolu" olan bir sisin içinde. 

Bu muammaya cevap verebilecek bir şahsiyet ve hedefte "mütedeyyin, takva sahibi, muhafazakar, milliyetçi, gizemli, sırdaş, müşfik, adil, alim, mücahit, vefakar, akıllı, zeki, ihtiyatlı, şaşırtıcı, kıvrak zekalı, güçlü siyasi kavrayışıyla, yenilikçi, dengeli, azimli, meraklı, hoşgörülü, öngörülü, vizyon sahibi, entellektüel, modernist, proaktif bir lider olan II. Abdulhamit var. Dahası, bugünkü Türkiye'yi kuracak temelleri atan, anlaşılmayı bekleyen, hala ruhuyla bütün siyonizme ve emperyalizme karşı mücadele edilen bir "Hakan" var. 

33 yılın dünyanın en sisli ve karanlık dönemecinde yönettiği Osmanlı Devletinin hakanı Abdulhamit'in çabasının benim zihnimde uyandırdığı resim çok net. Ne kadarı tasvir edilir bilemiyorum:

Maskeli bir balo. Loş ve sisli bir salon. Kimi dost kıyafette kimi düşman. Dost kim, düşman kim, anlaşılamayan bir meydan. Maskeliler bir arada. Aralarında Abdulhamit ve onun şahsında Osmanlı Devleti'nin bütün kazanımları ve her bir ferdi, millet
.
Maskelilerin her birinin elinde bir testere. Testereleri bileği yapan ucuz bahşişli soytarılar. Abdulhamit'in bir elinde Kuran diğer elinde tarih, kültür, Türk ve İslam medeniyetini temsilen kalkanlar. 

Müzik kilise ayinlerinin haçlı ilahisi eşliğinde bütün salonu dolduruyor. Maskeli dansörler/dansözler ahenk içinde.  Davulun her vuruşunda birlikte hareket ediyorlar. Figürleri incitici, hileli, kurnazca. Hamleleri peş peşe geliyor. Kimi sırtından, kimi yüzünden, kimi ayağından, kimi elinden, kimi kolundan çekiştiriyor Abdulhamit'i.

Soytarılar neşeyle karışık çığlık atıyor. Her biri bir yandan hamlenin geldiği yeri bulanıklaştıran ellerinde tütsülerle çığlıklar atıp maskelilere neşe veriyor.

Belli belirsiz arada dua sesleri " Padişahım çok yaşa!" Her duanın ardından bir kelime-i şehadet ve dualar gittikçe cılızlaşıyor.

Dans dediysek pek de romantik bir dans değil bu. Daha çok bir güreş ve ölümüne, iddiası pahalı. 600 yıllık bir medeniyetin düellosu. Hileli, aldatmacası çok, namert bir meydanda bir pehlivan ve onlarca kalleş rakip. Bahisi yok oluş. 

Darbeler, hamleler üstüste geliyor. Ama Abdulhamit geri çekilmiyor. Her hamleyi ustaca savuşturuyor. Dualarında tek cümle "Milletim çok yaşa!" Cılız seslerin gönüllerine kulak veriyor, duyabildiği kadar. Soytarıların çığlıklarından, milletinin sesini, duaları ayrıştırabildiği kadar.


Maskeli balonun sırtlanları bitmek tükenmek bilmeyen bir hırsla dansa devam ediyor... Hiç bitmeyecek bir dansın her seferinde yeni maskeleriyle, yeni soytarılarıyla, yeni melodileriyle.. Kimi zaman sendelerse  de Hakan, dimdik ayakta. Vakur. Dans 33 yıl sürüyor. 
Müzik bittiğinde, ortaya çıkan manzara korkunç. Abdulhamit yerde.. elleri ve kolları bağlanmış. Milletin sesi kesilmiş, susturulmuş.mSükuta uğramış cepheler. Kolunun altında Kuran ve tarihinden aldığı vakar. Besmeleyle mühürlenmiş, inananların ve temiz olanların dokunup anlayabileceği şifrelerle dolu bir "sırlar"

Maskeli balonun partnerları, geride kalanları, "yıldız" kayarcasına yağmalamaya ve yok etmeye başlıyor. Cılız dualar uzaktan ve derinden geliyor.. Sultanım çok yaşa!! Her sesin ardından bin bir şehadet sesi geliyor tarihin kulaklarına...

Yüzyıl sonra, dans devam ediyor. Abdulhamit yine ayakta.. ölümcül dansa devam ediyor. Her seferinde daha bir bilerek, daha bir azimle, daha bir inançla. Cılız seslerin daha güçlü çıkmasını  bekleyerek ve cılız seslerin daha gür ve bir arada tek safta  duymak arzusuyla, zaferi bekliyor. Kuran'dan açtığı bir sayfayı okuyarak; "İnna fetahnaleke fethan mubinâ" ....

Abdulhamid'i anlamak, böyle bir sahnede tek başına kalmış bir hakanı anlamak demek.
Abdulhamid'i anlamak sırtlanların, çakalların saldırısına uğramış bir kuzunun mücadelesini anlamak demek.

Abdulhamid'i anlamak, hem içeriden hem dışarıdan bütün testere darbelerine rağmen yıkılmayan, parçalanamayan bir çınarı anlamak demek.

Abdulhamid'i anlamak her şeyi anlamak demek...

Adulhamid'i anlamak, bu millete karşı yapılan yalanları, talanları, propagandaları, ihanetleri, hainlikleri, maskelerin ardındaki şahsiyetsizlikleri bilmek demek.

Abdulhamid'i anlamak tarihin kısır döngüsünden, batının girdabından kurtulup diriliş demek.

Çınarın devrilişinde doğan yeni filizlerin meyveye durmasına ramak kala yeniden, soytarılar yine iş başında. Maskeli patronlarının hayaletleri ve onların fikir uşağı yeni maskeliler. 

Ceylan postundan yapılmış bir seccadeye saldıran sırtlanların tarihi kinlerine karşı mücadele verenler ve bu seccadenin alınlarından  öptüğü torunlar sahnede. Ecdatlarının emaneti besmeleyle mühürlenmiş sır dolu zarfa dokunabilecek ve anlayan torunlar. 

Dün yapılanlar bugün sahnede. Yine aldatılanlar, yine yalanlar, yine algı operasyonları. Yine ucuz şahsiyetlerin, pahalıya ve bağımsızlığa malolmaya yüz tutabilecek ihanetleri. 

İstemezuk nidaları. Abdülhamit'i tahttan indirmeye yeltenen ve onu Saray'ının dışına çağıran kriptolu şahsiyetsizlikler.

Tarihin tekerrür edişini bu kadar ayan beyan izleyemezsiniz. Marx'ın ifadesiyle tam bir komedi.... Ama ne komedi.

Abdülhamit'i sırtından vuranlar onun açtığı mekteplerde, onun himmetiyle okuyanlardan seçilmiş. Kuzuların birer leş yiyicilere dönüştürüldüğü mekteplerden yetişen hizmet ve himmet parazitleri halinde Osmanlı'nın her yanına çöreklenmiş olanlarca sırtlan. 
Hergün farklı bir mizansenle milletin üzerine kusan "Britusler". Tarihteki Haşhaşilik örneklerinden daha sinsi.
...

Abdulhamid'in İlkleri (Abdulhamid'in Kurtlarla Dansı, M.Armağan, (2015) eserinden özetlenerek aktarmaya çalıştığımız ve bugün modern kurumlar ve kuruluşlar olarak karşımıza çıkan, modern Türkiye'nin temellerinin Abdulhamid Han zamanında atıldığının belgeleri olarak karşımıza çıkar. 
Sosyal Devletçiliğin, Uluslararası Politikanın, İçgüvenliğin, Siyasi dehanın izlerini taşıyan aşağıda listesini vermeye çalıştığım projeler, fikirler, girişimler bulunmaktadır. 

Bunlardan kimi hayata geçirilmiş ve uygulanmaya devam edilirken bazıları çehre değiştirerek varlığını sürdürmektedir. Bazıları ise tamamen durmuş ya da önemsenmezler listesinde araştırmacıları beklemektedir.

Özellikle Devlet Yönetiminin gerekliliği olarak uluslararası denge politikasını ve güvenliği ön plana çıkarak Abdulhamit'in bu projelerinin onun hakkında ileri sürülen ve tamamen ihanet kokan iftiralara cevap olacak nitelikte.

- Yargı Sistemi Reformu (Yargı Erkiyle, Yürütme Erkinin Kesin Çizgilerle Ayrı Çalışması)
- Balkan İttifakı projesi
- Doğalgaz projesi
- Elektrik projesi
- İlk Otomobilin İthali
- Tüm Merkezleri Birbirine bağlayan Demiryolları Ağı
- Milli telekominikasyon, Telefon ve haberleşme ağının yaygınlaştırılması projesi.
- Fotoğrafçılık Sanatının önemsenmesi
- İstatistik ve istatistiğin önemsenmesi
- Kütüphane ve kütüphaneciliğin yaygınlaştırılması
- Basın yayın ve Matbaacılığın desteklenmesi
- Ilk Deniz Müzesi ve denizciliğin önemsenmesi
- Koleksiyonculuk ve koleksiyon yapmanın önemsenmesi
- Fuarcılık ve ülke tanıtımın önemsenmesi
- Aşı Enstitüsü
- Yabancı Dille Yazılmış Kitapların Tercümesi ve Yayıncılık
- Türk Dilinin Korunması
- Arşivcilik
- Şehit ve Gazi Ailelerine Yardım
- Eğitim Bursunun kurumsallaşması
- Ulusal ve Uluslararası İstihbarat Teşkilatı
- Atiye Teşkilatı
- Ev Tarımcılığı
- Musuki, Sanat ve Müzik Aletleri
- Konservatuar ve Tiyatronun Yaygınlaştırılması
- Hobilerin Yaygınlaştırılması
- Spor ve Spor Dallarının Yaygınlaştırılması
- Atıcılık Sporunun Yaygınalştırılması
- İmar ve Mimarlığın Yaygınlaştırılması
- Ulusal ve Uluslararası Yardım Teşkilatı
- Sokak Çocukları için Okullar
- Haritacılık
- Ulsulararası Eğitimde Yer Alacak Yurtdışı Üniversiteleri
- Yerli Savaş Gemileri ve Denizaltı Projeleri
- Haliç ve Boğaziçine Köprüler
- Uluslararası Demiryoulu Projesi
- Endüstriyel Kimya
- Meteorolojinin önemsenmesi ve illerde izleme kulelerinin kurulması
- Birbirine Bağlı Karayolu Ağı, köprüler, viyadükler
- İlk Kız Okulları
- Camii Yapılan Her Köye Bir İlkokul Projesi
- Zorunlu Temel Eğitim
- Öğretmen Yetiştirme Üniversiteleri, kurslar (Dar'ul Fünun ve Dar'ul Muallimin)
- Deniz Mühendislik Okulları
- Askeri Tıp Okulları
- Harbiye Mektepleri
- Askeri Baytar (Veterinerlik ) Okulları
- Kurmay Okulları
- Mülkiye Okulları (Siyasal Bilgiler)
- Tıp Okulları
- Hukuk Okulları
- Öğretmen Okulları
- Yüksek Mühendislik Mektebi
- Sanayi-i Nefise Mektepleri (Güzel Sanatlar)
- İktisadi ve Ticaret Akademileri
- Aşiret Mektepleri (Doğuda Arap ve Kürt aşiretlerinin Çocuklarının Eğitimi)
- İpek Böcekçiliği Enstitüsü
- Bağcılık ve Aşıcılık Okulları
- Orman ve Madencilik Okulları
- Polis Okulu ve Uygulama Okulu
- Çoban Mektebi
- Her şehre bir saat kulesi
- Rıhtımlarda Portlar
- ilk Eczacılık ve eczaneler
- Gül Yetiştirme Çiftlikleri
- Ordunun Reorganizasyonu
- Ziraat Bankasının Kurulması
- Diyanet İşleri Mushafları İnceleme Kurulu (Meclis-i Huffaz)
- Sadaka-i Seniyye (Kurban ve Kömür Yardımı
- Kışlık Yardım Komisyonu
- Numune Çiftlikleri
- Ticaret Odaları
- Ticaret ve Ziraat Meclisi
- Ziraat Müdürlüğü
- Ziraat Hey'et-i Fenniyesi
- Patatesi Üreticiliği Teşviki
- Doğu Anadloyu Kalkındırma Projesi
- İlk Kürtçe Gazete
- Enerji Kaynakları Arama Projesi
- İslam Dünyasını Birleştirme Projesi
- Yurtdışında İslam Kültür Merkezleri Kurma Projesi
- Yurdışındaki Müslümanları Desteklenmesi Projesi
- Bor Madeni İşletme Projesi
- Düyun-u Umumiye (Modern Maliye)


Abdulhamid'in karakteri, siyasi Kişiliği, devlet yönetim tarzı, dehası, milliyetçiliği, milletine düşkünlüğü, mütevazı hayatı, siyasi öngörüleri, Osmanlı topraklarının parçalanmaması için verdiği mücadele, dünyadaki teknolojik gelişmeleri ülkesine aktarmadaki mahareti ve çabası bir arada düşünüldüğünde o daha iyi anlaşılacaktır.

O var olmak istemektedir, ama kimliğiyle var olmak istemektedir. Yozlaşmadan, bozulmadan, kültürel değerlerini koruyarak, kendi değerleriyle sentezlediği bir var oluşla.

II. Abdulhamid'in bugün gelişen ve büyüme arzusu içinde olan, bölgede lider ülke olmak ve söz sahibi olmak isteyen Türkiye'nin karşısına çıkan engellerle benzer engellemelerle karşılaşması tesadüf değildir.

Necip Fazıl Kısakürek'in ifadesiyle "Abdulhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır".

Keşke seni anlayabilecek bilgiye ve idrake sahip olabilseydik.


Hüküm süresi
31 Ağustos 1876 – 27 Nisan 1909
Önce gelen
V. Murad
Sonra gelen
V. Mehmed
Hanedan
Osmanlı Hanedanı
Babası
Abdülmecid
Annesi
Tirimüjgan Sultan
Doğum
22 Eylül 1842 İstanbul
Ölüm
10 Şubat 1918 (75 yaşında) /İstanbul
Dini
İslam

İmza


Abdulhamid'i Anlatan Bazı Görseller

Benzer Yazılar

3 yorum

yorumla
29 Haziran 2015 21:58 sil

Hocam yazıyı okuyunca Koca Sultanın vasiyeti aklıma geldi. Biz Abdulhamid'i anlayamadık. Necip Fazıl'ın dediği gibi "Ağlayabilseydiniz,anlayabilirdiniz."

bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türkün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin islam'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna islam alemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...(NFK)

Bu gençliği oluşturabilecek sağlam ve özümüzden çıkan bir eğitim sistemi kurabilirsek anlayabiliriz hocam zira eğitim sistemiiz vasat. Üniversiteye gidiyoruz bir şey öğrenmeden geri geliyoruz ilginçtir diplomamızda da başarılı yazıyor. Her şeyimiz oldu bitti hesabı..

Bu konu çok su götürür hocam düşündükçe canımı da sıkıyor fazlasıyla. Son olarak Sultanın vasiyetinden kısa bir bölüm paylaşayım. Teşekkürler anlatımınız için. İnşallah kurtuluşa erenlerden oluruz.

Düşünüyorum. Üç kıtaya yayılmış koskaca bir cihangirlik, on yılda bir avuç toprak haline geldi. Vebali kimin?.. Kimin olduğunu bulsak ne işe yarar, vatan elden gittikten sonra...

Kırk yıldır büyük devletlerin birbirleriyle kapışmasını bekledim. Bütün ümidim oydu ve Osmanlı'nın bahtını buna bağlı görürdüm. O beklediğim gün geldi, heyhat ki ben tahttan indirilmiş, ülkemi idare edenler de akıl ve basiretten uzaklaşmışlardı. Kırk yıl beklediğim büyük fırsat bir daha ele geçmemek üzere Osmanlı'nın elinden çıkıp gitti (18 Mart 1917).

Cevapla
avatar
30 Haziran 2015 01:53 sil

Gençlerin duasıyla ve çabasıyla düzelecektir. Güzel yorumun için teşekkür ederim.

Cevapla
avatar
24 Eylül 2016 14:54 sil

Recep Tayyip Erdoğan atamız Abdülhamid Hani en iyi anlayan lider. İcraatları bile benzer. Keşke diğer siyasilerde anlasa ve devlet yaşasın diye bizleri yaşatsalar. Malesef bu ülke için uykusuz kalan acı çeken bizler sözde bizleri mutlu etmek için koyulan yasalar tarafından mutsuz ediliyoruz. Bu devlete sahip çıkan bu ülke için canını hiçe sayan bizler, bizlere sahip çıkacak Abdülhamid gibi Recep Tayyip Erdoğan gibi bu iş olacak o kadar diyecek milletvekilleri arıyoruz. Abdulhamid'i anlamak herşeyi anlamaktır.

Cevapla
avatar

Yorumunuz için teşekkür ederim. Denetlendikten sonra yayınlanacaktır. EmoticonEmoticon