Gökkuşağının Sabun Köpüğü ile Savaşı

Gökkuşağı renkleriyle güzel derken, sabun köpüğünden yansıyan renkleri kastetmemiştim.

İnsanların genetik yapısı gibi toplumların da kültürel kodlarının olduğunu biliyoruz. Bu kodların her birini, gökkuşağının bir rengine benzetecek olursak, toplumu bir arada tutan vazgeçilemez, kavramsallaştırılmış ve dile gelen ifadeleri; din, hukuk, aile, vatan, millet, bayrak, adalet, tarih, ahlak, ortak acılar ve sevinçleridir...

Kültür genlerimizi meydana getiren kodların renkleri ve renk tonları bir diğer rengin varlığından aldığı enerjiyle yaşıyor. Her düşünceden, her fikirden insanın varlığı bizi bir arada tutuyor. Kendi varlığımıza değer katıyor ve kimliğimize sahiplenmemize neden oluyor. Beyazın varlığını siyahın varlığı ile anlıyoruz. Birinin yokluğu diğerinin de yokluğu anlamına geliyor. Varlık yoklukla, zenginlik fakirlikle, sağlık hastalıkla, özgürlük esaretle, güç zayıflıkla.
Her şey zıddıyla kaim. Varlıkların çift yaratılmasındaki hikmet de bu olsa gerek. 
"Ben" ya da "Biz", "Sen" ya da "Siz" ayrışmasını sağlamak. Bu "ben"liğin veya "biz"liğin farkındalığı, varlık bilincimizin oluşmasını sağlıyor. Farklılıkların anlamı zıtlarlada gizli. ZItlıkların olmadığı dünyada varlığımızdan da söz edilemez. 

Bunları kabul etmekte zorlanmıyoruz. Ancak bizi huzursuz eden şey "zıtların varlığı" değil, "Yapay zıtlıklar". Yapay her zıtlık huzursuzluk ver kargaşaya neden oluyor. Toplumsal yapımızı bir arada tutan temel dinamiklerimiz gökkuşağının ana renkleri gibi üzerimizde şık dururken, bu renklerin varlığı bize anlam ve güzellik katıyorken araya sokuşturulan, uyumsuz ve akıştan ayrı, yapay renkler, yerli yerinde ve doğal sürecinde oluşmadığından bize huzursuzluk veriyor. 
Renk uyuşmazlığı, kan uyuşmazlığı, doku uyuşmazlığı, düşünce uyuşmazlığı, fikir uyuşmazlığı, kaynağını yine aynı kodlardan almışsa sorun yaşanmıyor. 
Vahim olan, bize sonradan giydirilen, aşılanan, katıştırılan renklerin, kaynağının kendi güneşimizden gelmeyişi. Boyası dağılmış bir tablo gibi farklı kaynaklardan gelen renk sokuşturmalarının üzerimizde iğreti durmasının nedeni de bu.

Sosyal genler ve kültürel kodlarımız üzerinde üzerinde oynan en büyük oyun, farklı kültürlerden alınarak tutturulmaya çalışılan, laboratuvar ortamlarında oluşturulan yapay enjekte renkler ve kotlardır. Toplumun kültürel genleri üzerinde oynanan ve yapay renklendirme girişimleridir. Bizi huzursuz, hırçın, güvensiz, inançsız, umutsuz yapan, aşının yan etkileridir, zehirlenme belirtileridir. Aşı operasyonlarına karşı verilen sosyal tepkilerdir, doku uyuşmazlığıdır.

Türk toplumu yüzyıllardır bu tarz ana bünyesine ve renklerine aykırı, benzer kanser aşılarıyla dönüşüme tabi tutulmaya çalışıldı. Aşılar kimi zaman askeri, kimi zaman siyasi, kimi zaman ekonomik şırıngalarla enjekte edildi. Her seferinde bir panzehirin bulunmasıyla bertaraf edilen bu operasyonlardan kurtulmayı başardı. Ancak kimi zaman bedeli çok ağır faturlar ödemek zorunda kald. Bunun en güzel örneğini haçlı seferlerni ve Kurutuluş Savaşı'nı gösterebiliriz. Tarih  buna Osmanlı gibi bir çınarın devrilmesiyle şahit oldu.

Her seferinde aşının dozu ve şekli değişti ve yeniden başlatılan yapay zıtlıklarla mücadele etmek zorunda kaldık.

Günümüzde yine toplumsal yapımızı bozmaya ve onu yok etmeye yönelik yapay zıtlıkların varlık göstermeye başladıklarına şahit olmaktayız. Bu sefer ki kullanılan aşı tarihte kullanılan aşılardan oldukça farklı. Türk milletinin doğrudan, açıktan maruz kaldığı aşılama, daha çok subliminal mesajlar, algı yönetimleri, önceki zehirlenmelerden oluşan yaralanmaları depreştiren yönlendirmeler, medya, propaganda faaliyetleri, terör, TV ve filmler gibi çok bildik ancak kaçınılmayan araçlar aracılığıyla gerçekleştiriliyor.
Ayrıca, bu aşı milli dokumuza yerleştirilmiş özel, bize benzeyen, zaman düzenekler troller, nüfuz ajanlarınca kritik noktalara yerleştirilmiş,  zihin bahçeleri değiştirilmiş özel ajanlar aracılığıyla yerine getiriliyor. Hassas zamanlarda harekete geçerek toplumsal ilerlemenin, gelişmenin ve büyümenin her evresinde devreye sokularak, toplumun genlerine daha fazla zehir salarak bütün vücut ele geçirilmeye çalışılıyor.

Temel değerlerden uzaklaştırılmış, tarih bilinci silinmiş, propagandaya açık, yorulmuş, kızgın, hırçın, toplumuyla, kültürüyle, kendi kendisiyle sürekli savaş halinde olan aşılanmış bireyleri de kullanarak bütün vücudu yok etmeye çalışıyor. Ana renklerin bir araya gelerek doğal bir süreç olarak ürettiği farklı renk tonları arasına bu sahte renklerin yerleştirilmesiyle, kopmalar ve düşmanlıkların artışı hızlandırılmaya çalışılıyor.

Algılarıyla oynanan bireylerin kontrolü her zaman daha kolaydır. Buna maruz kalanlar, aşı sahiplerine siyasal köleler olarak hizmete hazır hale getiriliyor ve gökkuşağının renkleri arasına sabun köpüğünden yansıyan renklerle sızmaya çalışılıyor.

Toplumun her bir bireyi son derece değerli ve vazgeçilemez olduğundan, bu aşılara karşı mücadelede kararlı olanların işi oldukça zor.  Bir yandan aşıya maruz kalmışların vereceği zarardan kendilerini korumaya, diğer yandan onu bu zehirden kurtarmaya çalışırken diğer yandan, gökkuşağının doğal rengindeki güzelliğe kavuşması için mücadeleye çalışıyorlar. 
Bize düşen görev şu aşamada sabrı ve hakkı tavsiye etmeyi sürdürmek, diğer yandan "Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek", bir arada kendi farklılıklarımızla yaşamayı öğrenmek ve öğretmek. Nüfuz ajanlarının etkilerinden kendimizi korumayı hem siyasal, hem ekonomik yollarla öğrenmek. 

Biz kendi renklerimizin ahenginde varız. 
Yapay renklerin göz alıcı ışıltıları gözlerimizi kamaştırmasın.

Nadir YILDIRIM
Eğitim Uzmanı

Benzer Yazılar

Yorumunuz için teşekkür ederim. Denetlendikten sonra yayınlanacaktır. EmoticonEmoticon