Öğretmen Hayattır

0

Öğretmen Hayattır

Öğretmenlere 24 Kasım tören övgüsü için değil bu yazı.

Kırmızı güller verilsin diye de değil.

Öğretmenlerin gururlarını okşamak için de yazılmadı.

Yazarken de okurken ağdalı sözlerle övülsün diye de değil.
Bu yazı öğretmeni anlayan ve anlayabilen öğrenciler için yazıldı. Etini kemiğini teslim ettiğimiz “insan mimarı” öğretmeni hissedenler için yazıldı. Bu yazı, öğretmenlerin yetiştirdiği çocuklar, gençler ağladığında onlarla birlikte ağlayan, güldüğünde mutluluktan gözleri buğulanan insanların kim olduğunu hatırlatmak için yazıldı. Bu yazı, uykusunda dahi rahlesine diz çöken insan yavrusunu mayalarken, ona en güzel formu vermeye çabalayan ve “of” dahi demeyen, diyemeyen öğretmenlerin, masmavi bir istikbâlin kucağına minicik tohumları, nasıl da çıkarsız attığını kavrayan insanlar için yazıldı.


  Bir öğretmenin ne yaptığını anlamanın en kestirme yolu; bir ressamı, sanatçıyı, zanaatkârı, ustayı izlemektir. Ressam, hayatın renklerini ve duygularını boş bir tuvale aktarırken, ruh dünyasına hücum eden binlerce ton arasından en uyumlu renkleri tuvaline nasıl aktaracağının sancısını çeker. Bir usta, eserini ortaya koyarken onun gözlerinin artık sizi görmediğini, kulaklarının sizi duymadığını fark edersiniz. Çünkü o, artık eserini tasarlarken bildiğimiz dünyadan uzakta bir yerlerde, çile doldurmaktadır. Taşa ve bakıra biçim veren zanaatkâr, maddenin boyut kazanması için aylarca doğum sancısı çeker. Mutlulukla karışık hislerle uykuları bölünür. Kimi zaman kâbus görür, hiç susturamadığı aklının koşuşturmacasında. Onun ağladığını duyamazsınız, onun gözyaşlarını da göremezsiniz. Hem hüznünü hem mutluluğunu eserine serpiştirir damla damla.

   Çoğu zaman maddeye canlılık veren ona “dil” kazandıran, konuşturan sanatkârın ortaya koyduğu esere bakarken hayranlık duyarsınız. Dikkat kesilen gözlerle bakarken hayranlığınızı istemeyerek de olsa itiraf edersiniz. Her birimizin ilgilendiği çok farklı eser var dünyada. Teknolojik ürünlerden mimari eserlere, yemyeşil bağlar, bahçelerden filmlere, kitaplara… Hayranlığımızın itirafıdır onlara olan ilgimiz. Kimi zaman sahip olmak isteriz, kimi zaman da bizim de olsun isteriz…

   Ya öğretmenler? Onların eseri nedir? Elinde mayalanmayı, hacimlenmeyi, rengârenk boyanmayı bekleyen “biricik” varlık nedir?  “İnsan.” İnsan denen varlığın karakterini, zihin dünyasına nakşeden usta, “öğretmen” dir.

   Her birimiz öğretmenlerimizin izlerini taşırız kişiliğimizde. Bir ressamın parmak izlerini taşıyan paha biçilmez tablolar gibiyizdir. “Biricik” varlığımızı onlara teslim ederiz. Geleceğimizi, bağımsızlığımızı, bayrağımızı, vatanımızı, değerlerimizi, ezanlarımızı, mescitlerimizi teslim ederiz, ruhlarımızı teslim ederiz onlara, “âdem” etsinler diye.

   Gerçekte biz, onların gözlerimize taktığı “gözlük”le bakıyoruz hayata. Hayatın evrensel müziğini, onların öğrettiği notalardan çıkan tınılarla dinliyor, aklımıza tutuşturdukları pusulalarla buluyoruz yönümüzü, hayatın karmaşık yollarında. Bir harf öğretenin kırk yıl “köle”si olmanın anlamı da budur. Bir öğretmenin kişiliğimize biçtiği elbiseyi giyeriz mezara kadar.  Onlardan öğrendiğimiz hecelerle kelimeleri anlar, onların cümleleriyle anlatırız hayatı. Onlardan öğrendiğimiz şarkılarla aşkımızı dillendirir, gözyaşlarımızı, elimize tutuşturduğu görünmez mendillerle sileriz. Karşımıza çıkan uçurumları, onların kurduğu köprülerden geçerek aşarız. 

   İnsanın mimarı olan “öğretmen”, gıptayla bakılan mihrabın sahibi Hz. Peygamber’in makamının emanetçidir. Allah’ın, “ahsen-i takvim” üzere yarattığı insanın yeryüzündeki terbiyecisi rolünü üstlenmiştir, öğretmenlik kisvesi altındaki nadide varlık.

   Öğretmen hayattır. O, eserine bakarak övünen sanatçılardan farklı olarak geriye çekilip bakmaz onlara. Çünkü eseri gelecektir. Bir çiftçi gibi kendisine teslim edilen fidanın, hayat toprağına kök salmasını, büyüyerek dallanıp budaklanmasını, rengârenk çiçekler açıp “bala maya olmasını” bekler. Dolgun başaklar gibi “bire yedi” vermesini bekler. Öğretmen hayattır; çünkü “Sizin en hayırlınız, öğretenleriniz ve öğrenenlerinizdir.” düsturunun muhataplarıdır. Çünkü öğretmen kalemle kağıdı buluşturup “hayat romanı” nı nasıl okuyacağımızı ve yeni romanlara nasıl imza atacağımızı öğreten gerçek bir sanatçıdır.