KANAT FARKI

KANAT FARKI

Ümit kibrit çöpü gibidir. Hayatın bunca esintisine rağmen, bizi hayata bağlayacak sıcaklığı verecek olan ateşin başlaması için gereken ilk kıvılcımın kaynağı.
Ümidi, ıssız adada kalmış bir insanın elinde kalan kibrit çöpü gibi düşünür, onunla yaktığı ateşi söndürmeme çabası, bıkmadan usanmadan üfleyip, ateşin harının geçmemesi için verdiği çaba, olarak hayal ederim. O son ateşi koruma, ne pahasına olursa olsun söndürmeme azmi olarak görürüm. Her yönden esen rüzgâra, sağnak yağmura rağmen.
İnsanın kibrit kutusunda kaç çöp var kim bilir? Onu parlatacak ne kadar çalı çırpısı var etrafında, işe yarar? Ve yakacağı ateşi üfleyip bütün varlığıyla yaktığı ateşi koruyacak ne kadar azmi, ne kadar hayat bağı var? Bütün varlığıyla onu koruyacak ne kadar güçlü bir irade? Yanlış zamanda yanlış yerde ve yanlış duruşla ümidinin nasıl savrulup gittiğini gördüğünde her seferinde vazgeçmeyecek inanç, iman? Daha da önemlisi, ne kadar değeri var, ümidinin, davasının gerçekliği, doğruluğu? Ümidini bir kıvrımda söndürecek rüzgâr ve ümidini söndürmeye yeltenmiş nasıl bir sağnak?
Kimi ümitler saman alevi gibi uçup giderken, kimi ümitler mıh gibi çakılıdır insanın yüreğine, hatta ayağına prangadır vazgeçemeyeceği bağlılıkta. Aldığı her nefeste yeniden doğar, verdiği her nefeste yeniden güçlenir.
“Değer mi?” sorusuna, şeksiz şüphesiz “Evet, değer” diyebileceğimiz neyimiz varsa, ardından yürüdüğümüz ümitlerimiz. Bazen, birlikte yaşadığımız insanlarla yaşamasını istediğimiz ortak davamız, bazen de insanların üzerinde toprak attığı ve sönmesine bakakaldığımız ümitlerimiz.
Varlığını sürdürmeye çalıştığımız ümidimiz ne kadar saf, berrak, paylaşılabilir ise o kadar hayatta kalması mümkün iken, ne kadar kirli, bencil ve nefsani ise o kadar da zayıf ve yok olması muhtemel bir karaktere sahip. O kadar korumasız, o kadar cılız.
Yedisinden yetmişine insanı ayakta tutan şey ümit. Kaybolduğunda yeniden kendisini bulmasını sağlayan, karanlık yolların tuzaklarına düşmeden hedefe ulaşma arzusunu dingin tutan bir pusula insan ruhunda. “25’nde doğup, 75 yıl gömülmeyi” beklemeyen, azimli, bilge insanın çabası, bütün zorluklarına rağmen, koruması gereken, inancı, davası.
Ümit, özel de birey olarak, genelde millet olarak ictimaî ruhun ayakta kalmasını sağlayacak olan, bir arada, uğruna her tür zorluğa katlanma sevdası. Bu sevdanın varlığını sürdüremeyen milletlerin nasıl yok olduğuna şahit olan tarihten ders alabilme zekâsıdır.
Friedman’ın 21. Yüzyılın Kısa Tarihi isimli eserinde dile getirdiği, üç farkı hem birey olarak kendimiz için, hem de toplum olarak diğer milletlere karşı gerçekleştirmedikçe, tarihin karanlığında ümidini yitirmiş ya da ümit ateşi söndürülmüş olan milletler gibi yok olma tehlikesi her zaman var. Bu farklar; “Sayısal Fark, Eğitim Farkı ve Azim Farkı”
Sayısal olarak nitelikli, eğitilmiş ve medeniyet mefkûresinin tohumlarını yeşertmeye azimli, inançlı, fedakâr, sadakatle milletine ve devletine bağlı bireyler yetiştirilmedikçe her bir değerin küresel rüzgâr ve sağnak yağmur karşısında yapabileceği bir şey de yoktur.
Düşünen, tefekkür eden, insan olmanın hazzını dimağında hisseden, hilesiz, hurdasız, şikesiz, hak ve hukukun gözetilmesinde hassas, “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrinin ağırlığında ihtiyarlayan, “işin ehli”, “bir eline güneş, diğer eline ay verilse, inandığı davadan vazgeçmeyen, satılığa çıkmaya, devletine ve milletine sadakatte tereddüt etmeyen, onurlu, halis muhlis, demir gibi duruşa sahip, “iki günü eşit olmayan”, hayata bir sanatkâr ve bir usta gözüyle bakan, “oku” emriyle, aklın ve ilmin terazisinde olanı biteni yorumlayabilen nesiller, bu nesilleri yetiştirecek ariflerin, liderlerin, ustaların, sanatkârların, siyasilerin, bilim adamlarının, ilim ehlinin hem sayısal olarak çoğalması, hem nitelik olarak eğitim düzeyleri ve hem de hikmetle yoğrulmuş azimde, azmini aktaracak yeterlikte yetiştirilmesi ve bu sistemin kurulması şart.
Yeni Türkiye’nin ümidinde eğer medeniyet mefkûresi varsa, bu ümidi, bu mefkûrenin tohumlarını serpecek sisteme, bu tohumları yeşertecek siyasilere, bu siyasilerle birlikte yürüyecek bürokratlara ve çalışanlara ve bu meşakkatli sahrayı birlikte aşıp yürüyecek topyekûn Anadolu insanına su gibi muhtaç.
“Tomurcuk derdinden olmayan ağaç odundur” der üstat. Tomurcuk olma derdini verecek, günümüz medeniyetlerinin de üzerine çıkacak aşkı verecek olan “Yeni Türkiye’nin Yeni Eğitim” sistemine hayat kadar muhtacız.
Kimse arıdan bal kovanını doldursun istemiyor zaten. Sadece kanat çırpacak ümide sahip olun yeter. Bir arının sahip olduğu azme, gayrete, çabaya, görev aşkına sahip olup kanat çırpacak kadar farklı olsun yeter.

Kaynak: Kanat Farkı - Nadir YILDIRIM
https://www.haberola.com/kanat-farki-50yy.htm

Benzer Yazılar

Yorumunuz için teşekkür ederim. Denetlendikten sonra yayınlanacaktır. EmoticonEmoticon