GAYRET

GAYRET
Uzun zamandır kişisel gelişim yayınlarında “Konfor Alanı” başlığıyla yazılar görüyorum. Bireysel gelişim ve ilerlemenin aşamaları; Konfor Alanı, Gelişim Alanı ve Panik Alanı olan içten dışa doğru iç içe giydirilmiş, birbirleri arasında geçişken dairesel halkalarla da resimlendiriliyor.
Konfor alanı; kişinin alıştığı düzeni koruyarak, risk almaktan kaçındığı, kendisini güvende hissettiği etrafı görünmez duvarlarla çevrili bir alan” olarak açıklanıyor.
Konfor alanından kastedilen şey; fizyolojik ve ruhsal olarak yaşamaya alışageldiğimiz ve kendimizi güvende hissettiğimiz, terk etmek istemediğimiz her yer.
Konfor alnının ardından “Gelişim Alanı” olarak açıklanabilecek bir diğer alan geliyor ki; bireyin bütün insani yönleriyle bir konfor alanı oluşturması doğal ve kaçınılmaz. Konfor alanından biraz daha fazla uğraş gerektiren ve kendi yeterliliklerimizin sınırlarını öğrenebileceğimiz yeni bir alan; yeni bir iş, çevre, şehir, meslek, yeni bir kişi ile tanışmışlık, okul vb.
Gelişim Alanının bir sonraki durağı “Panik Alanı“, arka planda sürekli vazgeçmesini öğütleyen, yaşanmışlıkların, hatıraların davetinin sesini duyduğu, köşeye sıkıştığı, umutsuzluğa düştüğü alandır.
konfor-gelisim-panikalani.png
Panik alanı, Gelişim Alanında yaşanması muhtemel başarısızlık durumunda, gerisin geriye, konfor alanına dönüş biletinin kesildiği alan olduğundan, bu alanda bulunmanın bireyin ve/veya toplumun, ödemesi gereken bazen de ödenemeyen bedeli vardır.
Bu alanlar arasında görünmeyen duvarlar var. Görünmez duvarları anlamak, duvarın yapısını ve bu duvarları aşacak bireysel özellikleri veya toplumsal yapıyı tanımak, anlamak, elzem. Çünkü bu duvarları aşması için harekete geçen bireye veya topluma, kapının açık olmasını sağlamanın tek yolu da bu.
Eğer kişi bu alanları geçmek için harekete geçtiğinde, bu görünmeyen duvara toslarsa ikinci bir hamleyi yapma özgüvenini yeniden kazanması uzun zaman alacak, daha da kötüsü ikinci kez deneme cesaretini kaybedecek, özgüvenin ölümüyle sonuçlanabilir.
Konfor alanından çıkıp, gelişim alanına girmek isteyen birey, eğitim ve gelişim aşamasına göre uzmanların desteğine ihtiyaç duyacağı açıktır. Eğer bu aşamada iyi bir rehberle karşılaşmaz ise panik alanına düşüp oradan, konfor alanına geri dönmesi muhtemeldir.
Hayatımıza vazgeçmelerin, başarısızlık sonrasında ümitsizliğin, bunalımların, denemekten caymaların nedeni de öğrenilmiş çaresizliğin bu süreçte pekişmesi.
Gelişim alanında kalışın zamanı ve niteliği kişiden kişiye değişecektir. Sıkıcı bir öğrenme alanında geçen zaman, yorgunluk ve bıkkınlığa, yetersiz bir süreç ise bu alandan geriye dönüşü hızlandırıp panik alanında kapana kısılmasına neden olabilir.
Çünkü konfor alanının ardında, öğrendiklerini tecrübe edebileceği ve amaçlarına ulaşmak için geçmek zorunda olduğu “Gelişim Alanı”, kişinin bu alanı, konfor alanı haline getirmesi için yaşaması gereken hayati bir süreçtir.
Öğrenmenin beşikten mezara devam ettiği süreçte doğuştan getirdiğimiz, fıtrat olarak açıkladığımız yaratılış özelliklerimizle ilişkili. Konfor alanı ya da “Huzur Alanı”, her insanın ulaşmak istediği, ulaştığında korumak ve sürdürülebilir olmasını istediği bir alandır.
Huzur güvenle doğrudan ilişkili, alışageldiğimiz, bütün maddi manevi kültürel unsurların tamamının yerli yerince, elimiz attığımızda, sağa sola baktığımızda, oturup kahvemizi yudumlarken düşüncelerimizdeki bulmak isteğimiz her şeyi temsil eder.
Huzur alanından çıkmak risk almaktır. Risk ise zorunludur. İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) ticaretin onda dokuzu cesarettedir” hadisinde de bunu anlatmış olsa gerek ki huzur alanında yaşayan tüccar olamaz.
Yukarıda açıklanan sürece somut bir örnek verecek olursak:
İlk ve orta öğrenimini kendi mahallesinde tamamlayan bir genç için, mahallesi ve okulu konfor alanıdır. Üniversite için fırsat buluncaya kadar geçirdiği süreç Gelişim Alanı ve şehrinden, mahallesinde, ailesinden ayrılıp gideceği yer, okul, yeni arkadaşlar Gelişim Alanıdır. Okumaktan vazgeçip, ailesi olmadan yaşayamayacağı düşünüp, eğitimini terk etmesi panik alanıdır.
Bir şirket için de benzer bir süreçten bahsedilebilir. Ticari tecrübesinde hiç ithalat ya da ihracat yapmamış bir ticari kuruluş, alışa geldiği pazardan çıkıp yeni pazarlara yelken açması için geçirdiği ön hazırlık süreci Gelişim Alanındadır ve sonrasında ticari faaliyetten vazgeçmesi ise panik alanına girişini ifade eder.
Şirket, esneme alnını, kendi konfor alanına dönüştürecek başarıyı gösterir ya da panik alanına girerek geri çekilir. Eski alışageldiği konfor alanında faaliyet göstermeye devam eder.
Bu tamamen bu süreçlere yaklaşımını, kararlılığını, profesyonel olarak desteğe ve girişimci iradesine bağlıdır.
Eğitim sisteminin aşamalarında bu alanların bireysel özellikleri dikkate alan, öğrenciyi panik alana düşürmeden sistemli bir şekilde gelişim alanında tutmasını sağlayacak yeni modeller geliştirmesi zorunludur.
Bu durum toplumun bütün sosyolojik kurumları için geçerlidir.
Birey ya da toplum her hareketinin sonucunda daha huzurlu bir alana doğru yerleşmek ve konfor alanın genişletmek çabasındadır.
Devletler için de böyledir. Yüzyıllardır yakalanmış ya da alışılagelmiş huzur alanından zorunlu olmadıkça çıkmaz. Ancak değişen dünya, devleti bütün kurumlarıyla, siyasi erkin de iradesiyle yeni alana iter. Devletlerin sürekli huzur alanında kalması mümkün olmadığından, her seferinde yeni çekişme ve çatışmalara da maruz kalır.
Türkiye alışageldiği konfor alanından çıkmak gereği duymuş ve yeni sistem arayışıyla bu zorunluluğu gerçekleştirmek üzere harekete geçmiştir.
Milyonlarca insan yeni sistem arayışında huzur alanından çıkmak ve gelişim alanında bu süreci yaşamak zorundadır.
Bazıları için oldukça sancılı olan bu geçiş sürecinden sonra panik alanına girmeden, önceki öğrenmelerin de ışığında, Türkiye’nin esneme alanını, huzur alanı / konfor alanına dönüştürmesi için bütün sistem, profesyonelce yönetilmek durumundadır. .
Topyekûn aynı anda geçiş elbette mümkün olmayacak bazıları bu süreci kendi için de geriye doğru gidiş gelişlerle daha sancılı yaşayacak ve belki de bireysel olarak hiçbir zaman Türkiye’nin kendine huzur alanı yaptığı, alanı anlayamayacaktır.
Kimi zaman siyasi, kimi zaman dini, ticari kurumlar bu süreçten rahatsız olacağından direnç göstermeye devam edecekler ve panik alanında kalarak, Yeni Türkiye’nin Gelişim Alanını, huzur alanı haline gelmesini istemeyen ve onu konfor alanında kullanmaya alışmış küresel güçler tarafından engellenmeye çalışılacaktır.
motivasyon.jpgBunun örneklerini ülkemize yaşatılan darbe süreçlerinden anlamak mümkündür. Hep söylenegelen “Türkiye ne zaman atak yapmaya kalksa darbelerle sürece müdahil olanlar bunu farklı şekillerde durdurmaya, ülkenin özgüvenini yok ederek kendilerine tabi olmasını sağlamak için oldukça stratejik müdahalelerde bulundular.

Çünkü değişim ve gelişmenin olmazsa olmazı, milli özgüven, aynı hedef için bir araya gelmiş, kararlı milli duruştur.
Çoğu zaman milli duruş, statükocu bir yaklaşım gibi gösterilmeye çalışılsa da Türkiye adına daha ileri adım atmak, konfor alanından çıkıp, Gelişim Alanına geçmek isteyen derin kök değerlere sahip girişimci karaktere sahip Türk Milletinin isteğidir.
Gelişim Alanı, karakteristik olarak yenidir. Bilinmezleri çok, değişkenleri ve değişken tavırların doğuracağı sonuçlara gebedir. Ancak kültürel miras, Türkiye’nin tarihi tecrübesi konfor alanından çıkmasını, bin yıldır yaşadığı Anadolu’daki öğrenme ve esneme sürecinden sonra yeni alanlarda boy göstermesine kılavuz olabilecek özgüvenin kaynağıdır.
Türkiye’nin elinde işlenmiş, tecrübe edilmiş, yaşanmış öğrenme alanına sahip kalıplar zaten hayatın bir yerinde yaşanmakta olduğundan, Gelişim Alanını konfor alanına dönüştürmesi uzun sürmeyecektir ve bunun adı “Medeniyetin derin kodlarının ekili olduğu, yeşermesine asla izin verilmeyen tohumların, Anadolu’dan yeniden filizlenmesidir.
Sağlam, iyi planlanmış, çok yönlü düşünülmüş temel, orta, yüksek öğrenim sürecinden sonra, toplumu sürekli ve hayat boyu eğitimin bir parçası olarak görüp onun ihtiyacı olan eğitim sisteminin kurgulanması hem birey hem de toplum olarak bu sürecin daha huzurlu, asgari düzeyde sancılı azami düzeyde başarılı geçmesine katkı sağlayacaktır.
Bir yandan sosyal güvenin sağlandığı diğer yandan askeri ve polisiye güvenliğinin sağlandığı, adalet algısının güçlendirildiği, siyasi liderlerle birlikte geleceğin Türkiye’si için koşabilen bireylerin yetiştirilmesi kaçınılmadır.
Türkiye şikâyetçi olduğu ancak alışageldiği konfor alanından çıkmak, daha yüksek seviyelerde gelişim alanını fethederek orayı, “Huzur Alanı” yapmak, konfor alanını genişletmeye karar vermiş ve harekete geçmiş durumdadır. Elbette sürecin sancısı bütün toplum tarafından birlikte hissedilecektir. Ancak sürecin sancısı daha büyük, daha güçlü, daha huzurlu, daha güvenli bir dirilişle tamamlanacaktır.
Hem birey olarak hem de toplum olarak konfor alanımızdan çıkışımızı engelleyen, tüm kapanları aşmak, daha çok çalışarak, gelişim sürecinde yaşanan döngünün sağlıklı akışını sağlamak, panik alanına girmesini önlemek için eğitim sisteminin, yeterlilik kazandırmak görevinin, stratejik önemde olduğu unutulmamalıdır.
Türkiye olarak konfor alanını genişletme çabamız durmadan, duraksamadan, bu çabayı sabote etmeyen isteyen, kimliği belirsiz, tanımsız, denizaşırı merkezli her tür karşı duruşa, oyuna, tuzağa, ihanete ve ihanet kuklalarına, paralel oluşumlara fırsat vermeden ve de boyun eğmeden sürdürülmelidir.
Kültürel olarak hiç de yabancı olmadığımız bu durum “Medeniyet İnşası” için gereken, her alandaki “Kızıl Elma” ülküsünün, şimdiki adıyla, vizyonun gerçekleşmesi için vazgeçilemez çaba, olarak görülmelidir.
Çünkü “kader gayrete âşıktır”

Kaynak: Gayret - Nadir YILDIRIM

Benzer Yazılar

Yorumunuz için teşekkür ederim. Denetlendikten sonra yayınlanacaktır. EmoticonEmoticon